Dört asır önce İmam Rabbani Hz'den diyalogculara cevap ve fetullah gülen'in papya mektubu!
163. Mektup-İmam Rabbani(k.s.)
HOCAEFENDİ'DEN PAPA'YA MEKTUP
Pek muhterem Papa cenapları,
Üç
büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi
yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla
bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde
bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahsettiğiniz için
zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
Papa
6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan
Dinlerarasi Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası
olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi
arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli
hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için
size geldik.
İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda
en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir
gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir.
Müslüman dünyası, İslam ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip
atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.
Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle,zaman
zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin
tamamı Allah'a aittir ve din Allah tandır. O halde bu ikisi nasıl
çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik
dinlerarasi diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.
Kendi
memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin
liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa
çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin
inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis
etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler
çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci
kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin,
karşı durabiliriz.
Gecen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarasi
barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin
başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak
istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları
güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarasi diyalog konusunda Vatikan ın
da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde
bulunuyoruz.
Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz.
Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet
etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu
ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle
yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu daki Antakya, Tarsus, Efes ve
Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok
etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız
Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları
göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu
halkı size misafirperverliğini
göstermeyi ve sevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli
liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs ü birlikte ziyaret etmemize
davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar,
Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi
olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak
ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adim teşkil edebilir.
Üç
büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC'de olmak üzere
muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.
Bir
öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç
insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını
artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin
babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim in doğum yeri olarak bilinen
Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran
Üniversitesi ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin
ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir
üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.
Önerilen
programlar aşırı büyük isler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez
değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma
adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu
kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu
ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler
olsun.
M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998
Kaynak: Zaman Gazetesi/10 Şubat 1998
Zaman Gazetesi; 10 Şubat 1998/ Söz konusu mektuba
internetten ulaşmak isteyenler şu yolu izleyebilirler: Önce şu adresi yazıp
çağırsınlar, http://arsiv.zaman.com. tr/1998/02/10/index.html. Bu sayfa
gelince, soldaki tuşlardan “Güncel”i tıklayın, sonra en
üstteki Tum haberler...’i tıklayın ve aşağıya doğru tarayıp “HOCAEFENDI’DEN PAPA’YA MEKTUP”
başlığına gelin
163. Mektup; İslamın İzzeti
Mektub-u Şerif’in konusu: İslam (akıl sahiblerini, -Allah (cc) tarafından)- övülen tercihleri ile bizzat hayra sevk eden ilahi kanun) ile küfür (övgüye layık olmayan tercihlerle, kişiyi bizzat şerre -Allah (cc) katında çirkin olana- sevk eden ilahi olmayan kanun)den her birisi diğerine zıttır. Bunların bir araya gelmeleri (gece ile gündüzün biraraya gelmesinin düşünülememesi gibi) imkansızdır. İkisinden birisini izzetlendirmek (yükseltmeye çalışmak), diğerini zelil yapmayı (alçak düşürmeyi) istilzam eder (gerektirir).
Bizlere
nimet verib; İslam’a hidayet ederek, Muhammed Aleyhisselam’ın
ümmetinden yapan Allahü Teâlâ Hazretlerine hamd olsun…. Bil ki, Dünya
ve Ahiret mutluluğunu temin edecek geçer akçenin kazanılması, kevneynin (dünya hayatı ve ahiret hayatının) Efendisine (Nebiyyi Zîşân efendimize Sallallahü aleyhi ve sellem) tabi olma (Ona uyma)ya bağlanmıştır.
Bu
ittiba ise ancak, Din-i mübîn-i İslam’ın hükümlerini yerine getirip
insanlar arasında geçerli kılmakla ve küfrün merasimlerini (İslam’a aid olmayan adet, gelenek, görenek, tören v. s.) hayat tarzından çıkartmakla; onları geçersiz hale getirip, hususi (seçkin, şerefli) ve
sıradan insanların yaşantılarından uzaklaştırmakla meydana gelir. .
Çünki, İslam ile küfür kıyametin kopması anına kadar bir araya
gelmeyecek olan, iki zıddır. Birini açığa vurmak diğerini kaldırmayı
gerektirir. Birini izzetlendirip, yükseltmek, diğerini hor, hakir
yapıp, alçaltma neticesini verir. Allah-ü Teâlâ (cc) konu ile ilgili
olarak, Habibine şöylece hitab buyurmuştur; ''Ey Nebiyyi Zîşân,
kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert davran …''
(63-9)
Allahü
subhanehu, en yüksek ahlakla sıfatlandırdığı Resulüne, kafirlerle ve
münafıklarla ciihad edip, onlara karşı sert olmasını emredince,
kafirlere ve münafıklara sert davranmanın yüksek ahlakın içinde
bulunduğu anlaşılmış oldu.
İslam’ın
izzeti, şerefi, yükseltilmesi, küfrün ve onun ehli olan İslam’ı
tanımamazlıkdan gelenlerin alçaltılması, hor ve hakir tutulmasındadır.
Kim, Dîn-i Mübîn-i İslam’ı tanımamazlıkdan gelen küfür ehlini izzetli
yapmaya çalışıp, yüksek tutarsa, İslam ehlini, Müslümanları
alçaltmıştır. Bahsi geçen izzet, şeref sahibi yapmakdan, küfrü yüceltip
kafirleri meclisin en önünde oturtmak kasd edildiği anlaşılmasın.
Bilakis onları meclise almak, onlarla arkadaşlık yapmak, onlarla kendi
lisanları ile konuşmak; bunların hepsi, onları izzetlendirip
şereflendirmeye dahildir. Çünki; onların, (kendilerini yoktan var eden
Sevgili Allahımızın dinini tanımamazlıkdan gelmeleri sebebi ile) hak
ettikleri muamele; köpekler gibi meclisden kovulmalarıdır.
Eğer
dünya işlerinden her hangi bir maksad onlarla alakalanıp, onlarsız
çözülemeyecek olsa, zaruret mikdarı onların yanına girmeli ve bu
esnada, kendilerine iltifat etmeme ve değer vermeme üslubuna da riayet
etmelidir. Kişideki İslam’ın kamil (olgun) olmasının alameti, bu tür
bir maksadı elde etmekden tamamen vazgeçmekdir. Ve kafirlere iltifat
etmeyip aralarına karışmamaktır. Noksanlık sıfatlarından beri, olgunluk
vasıfları ile sıfatlanmış olan Allah-ü Teâlâ, Kur'an-ı Mecidi’nde küfür
ehlini, Kendisinin ve Resulünün düşmanı olarak isimlendirmiştir.
(Mümtehine-1) Böyle olunca, Allah (cc)’ın düşmanları ve
Resulü’nün(Sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanları arasına karışmak en
büyük cinayetlerdendir. Bu Allah düşmanlarının arasına karışmanın ve
dostluk kurmanın en düşük zararı, Şeriatin hükümlerini icra etme ve
çirkin olan küfür adet, gelenek/merasimlerini yürürlükden kaldırmak
gücünde gevşeklik ve zayıflığın meydana gelmesidir. Böyle bir
mani/engel, onlarla ünsiyet kurma, arkadaşlık yapmaktan kaynaklanır.
Bu, gerçekten çok büyük bir zarardır. Çünki Allah (cc) düşmanları ile
ülfet kurup, onlara karşı sevgi beslemek, Aziz ve Celil olan Allah-ü
Teâlâ’nın ve Resulünün düşmanlığına götürür. Bu gibi çirkin ameller
kişinin imanını tamamen götürür de farkında olmaz. Nefislerimizin
kötülüklerinden ve amellerimizin suç teşkil etmesinden Allaha(cc)
sığınırız.
Düşmanımı seviyorsun, sonra da seni sevdiğimi zannediyorsun.
Akıl nimetinden ne kadar da mahrumsun.
Bu,
Allah (cc)’ın rahmetinden kovulmuş din düşmanlarının işi İslam’la alay
edip, İslam ehlini maskaralığa almaktır. Bununla beraber bizi dinden
çıkartmanın veya hepimizi öldürmenin fırsatını kollarlar. Din-i Mübîn-i
İslam’ın mensublarına lazım olan, Allah (cc)’dan utanmak ve dinini her
şeyden daha fazla kıskanmaktır. Muhakkak ki, utanma duygusu imandandır.
İslami kıskançlık illa da bulunması gerekir. İşlerin idaresi
kendilerine ısmarlanmış kişilere layık olan, bu, Mevla (cc)’nın
rızasını kazanmaktan uzak duran kimseleri daima hor ve hakir tutmaktır.
Hind beldelerinde, küfür ehlinden cizye almak tamamıyla kaldırılmıştır.
Bu durum, buralardaki sultanların küfür ehli ile arkadaşlık kurmasının
kötü bir neticesidir. Onlardan cizye almanın asıl maksadı, onları alçak
düşürmektir. Bu hor ve hakir düşürme, öyle bir sınırda olmalıdır ki,
kendilerinden cizye alınması korkusundan, yakışıklı elbise giymeye
takatları kalmasın ve süslenmeye yeltenemesinler. Bilakis, devamlı
olarak mallarının alınmasından korkup ürpermeleri lazımdır. Allah-ü
Teâlâ cizyeyi, onları hor ve hakir düşürmek için koymuşken sultanlar
cizye almayı engellemeye nasıl cesaret edebilirler ? Cizye almakdan
kasd edilen küfür ehlinin rezil rüsvay edilip, alçak düşürülmeleri,
İslam’ın mensuplarının da galibiyeti ve izzetidir. İslamın izzeti
(yükseltilmesi), ancak, küfrün alçak tutulmasındadır.
Bir
insanda İslam devletinin (nimetinin) meydana gelmesinin alameti,
kafirleri sevmeyip onlara düşmanlık beslemesidir. Allah sübhanehü
onları Kelam-ı Mecidi’nin bir yerinde neces (kaba pislik) (Tevbe-28),
başka bir yerinde de rics (temizlenmeyi kabul etmeyen pislik) (Tevbe
95) diye isimlendirmiştir. O halde Müslümanların katında da kafirlerin
temizlenmeyi kabul etmeyen pislik olması lazımdır. Ehl-i İslam,
kafirleri böyle görünce, onlarla arkadaşlık yapmakdan kaçınırlar.
Onlarla aynı cinsden olmakdan hoşlanmazlar. Her hangi bir işinin
görülmesi hususunda, bu, Allah (cc)’ın düşmanlarına müracaat edip
onların görüşlerinin gerektirdiği şekilde, onların kararları ile amel
etmek, onları iyi bir şekilde üstün tutmak manasına gelir. Onlardan
maddi yardım beklemenin hükmü bu iken, manevi imdadlarını vesile
edenlerin, onların himmetlerine sığınanların hali ne olur. Allah-ü
Azimüşşan (cc) Kelam-ı Mecidi’nde şöyle buyuruyor; ''Kafirlerin
duasının, boşa çıkmakdan başka bir hükmü yoktur. ''(Ra'd 14) Onun için
bu düşmanların duaları geçersiz ve menfaat vermekden uzaktır.
Nereden
Mevla (cc) tarafından kabul edilme ihtimali bulunacaktır. Bilakis,
dualarının kabul edilmesi de, insanlık kıymetini kaybederek, hayvanlar
derekesine düşen bu kimselerin şerefli kabul edilmesi gibi bir fesad
/karışıklık vardır. Bu, Allah-ü Teâlâ’nın muvaffakiyetinden yoksun
olanlar, dua etmeye başlayacak olsalar, putlarını devreye koyarlar.
Onlardan manevi yardım istemenin işi nerelere götürdüğü hakkında
düşünmek lazımdır. Belki de bunun neticesinde kişide İslam’dan bir koku
dahi kalmamakdadır. Büyüklerden birisi şöyle buyurmuştur; Sizden
biriniz delilik sınırına ulaşmadığı müddetçe İslam’a ulaşamaz. Burada
kasdedilen delilik, İslam’ın ve Müslümanların kelimesinin(davasının)
yükselmesi uğrunda, şahsının menfaatine ve zararına iltifat etmeyip,
her hangi bir karın elde edilip edilmemesine aldırış etmemekdir.
İslam’ı yaşamak hasıl olursa Allah-ü Teâlâ (cc)’nın ve Resulünün (sav)
rızası elde edilmiş olur. Allah Sübhanehu’nun rızasını kazanmakdan daha
büyük bir nimet yoktur.
Rab olarak Allah(cc)’dan, din olarak İslam’dan, resul ve peygamber olarak Muhammed (sav)’den razı olduk.
Ya Rab, gönderilmişlerin Efendisi hürmetine bizleri bu hal üzere dirilt. (Amin!)